En Çok Çıkan Daktilografi Metinleri

Kategori : Hızlı Yazma - Etiketler :, , , , , , , , - Tarih : 16 Şubat 2011

Atatürk yüksek zekalı bir insan olduğu için şartlar olgunlaşmadıkça fikirlerini ortaya atmaz; zamanı gelmemiş ise ortaya atılmazdı. Yoksa çoktan harcanıp gideceğine şüphe yoktu. Sabretmeyi, günü beklemeyi bilmiştir. Atatürk ün ideali ne idi? Bu ikiye ayrılabilir. Memleketi ve milleti için idealleri tam manasıyla medeni bir Türkiye ve medeni bir Türk idi. Zaferleriyle ve inkılaplarıyla bunu sağlamıştır. İnsanlık için idealı harpsiz ve bütün milletlerin kardeşçe yaşayacakları bir dünyanın yaratılması idi. Yurtta barış cihanda barış; onun sözüdür. O bu sözünde samimi idi. İlk dünya savaşından sonraki idareciler sivildirler. Fakat mareşal üniforması giymişler ve ölünceye kadar da üniformalarını çıkarmamışlar. Milletlerini savaşa hazırlamışlardır. Atatürk ise asker ve mareşaldi. Zaferden sonra üniformasını çıkardı, sivil elbise giyindi. Daima barış anlaşmaları ve barış tertipleri yaptı. Hatay gibi canını sıkan bir vatan meselesini bile barış yolu ile halletmek, Türk kanı döktürmemek için kendini yordu. Bu da hastalığını ağırlaştıran bir sebep olmuştur. Atatürk esir milletlerin kurtuluşlarını her zaman desteklemişti. Bir sabah şafak söküyordu. Atatürk şimdi doğacak güneşe bakın dedi. Ufukta günün ilk ışıkları belirlemişti. Şimdi günün ağardığını nasıl görüyorsam; uzaktan bütün şark milletlerinin uyanışlarını da öyle görüyorum dedi. Atatürk istiklal savaşı kazanarak şark milletlerini uyandırdı

 

 

Sekreter amirinin sağ koludur. Ve bu durumda da amirinin yapmaya vakit ve imkan bulamadığı işleri yapar. Tipik bir sekreterin iş saatinin başlamasından önce büroya gelmesi ve amirinin masasının koltuğunun temiz olmasını, dolma kaleminde mürekkep bulunmasını, kalemlerinin yontulmuş olmasını, sigara tablasının temizlenmiş olmasını sağlamakla başlayan günlük işlerini gözden geçirelim. Ayrıca bütün bunların çalışma saatinden evvel yapılması gerektiğini de unutmayalım. Bundan sonra sekreter kendi masasına gider aynı temizlik kontrolünü bu kez kendisi için yapar. Sonra da dikte alabilmek için stenografi defterini temiz bir sayfa çevirmek ve tarih atmak suretiyle hazırlar. Takvimini, randevu bloknotunu kontrol eder ve amirine günlük mühim işleri hatırlamak üzere notlar yazarak masasının üstüne bırakır. Kullanılacak malzemelerin yeterli olmadığına ve küçük kasanın durumuna bakmak gibi gündelik işlerine devam eder. Telefon konuşmaları olduğu takdirde herhangi bir konunun özünü kavrar; bu konuyu çabuk ve doğru olarak not eder ve telefonda düzgün ve ahenkli bir sesle konuşur. Amir geldiği zaman bir gülümseme ve nazik bir günaydınla karşılar. Telefon mesajlarını alır ve günün randevu ve çalışma programını uygulamaya koyulur. Mektupları açmadan önce gözden geçirerek kişisel olanları ayırır. Öbür mektupları dikkatle açar. Mektubun eki varsa mektuba iliştirir. Mektuplardan istenen bilgi varsa dosyalardan çıkarır. Hepsini amirine götürür. Amir sekretere dikteler verir. Sekreter bunu bildiği için dolma kaleminin ve yedek kalemleri ile not defterini hazır tutar. Dikteden sonra mektupları yazar; diğer yazı işlerini yapar.

 

Ferdin fikri hayatındaki hürriyet haklarında birisi de vicdan hürriyetidir. Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, intihap ettiği dinin icabetini yapmak ve ya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Vicdan hürriyeti mutlak ve taarruz edilmez. Ferdin tabii haklarının en mühimlerinden biri tanınmalarıdır. Medeniyetin geri olduğu cehalet devirlerinde fikir ve vicdan hürriyeti tahakküm ve tazyik altında idi. İnsanlık bunda çok zarar görmüştür. Bilhassa din muhafızlığı kisvesine bürünenlerin hakikati düşünebilenler, söylenebilenler hakkında reva gördükleri zülüm ve işkenceler insanlık tarihinde daima kirli facialar olarak kalacaktır. Türkiye cumhuriyetinde her reşit dinini intihapta hür olduğu gibi muayyen bir dinin merasimi de serbesttir. Yani ayin hürriyeti masundur tabiatıyla ayinler asayiş ve umumi adaba mugayir olamaz. Siyasi nümayiş şeklinde de yapılamaz. Mazide çok görülmüş olan bu gibi hallere artık Türkiye cumhuriyeti dahilinde bilumum tekeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla set edilmiştir. Tarikatlar lağvolunmuştur. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vs irtica membaı ve cehalet damgalarıdır. Türk milleti böyle müesseslere ve onların mensuplarına tahammül edemezdi ve etmedi.

 

Mustafa kemal bu işi de başardı. Ankara da komisyona yeni bir yazı alfabesi yapma görevini verdi. Herkes düşünüyordu; bir millet yazısını nasıl değiştirebilir? Ne kadar zamanda değiştirebilir? Ne düşündü arkadaşlar süre meselesi için diye sordu. Beş yıl diyen var, on beş diyen var. Birkaç sene okullarda iki yazıyı bir arada öğretmelidir. Önce yarımşar sütundan başlayan gazeteler de beş yılda bütün gazeteyi kaplamak üzere yeni yazı ile basılan kısımlarını artırmalıdırlar; diyorlar. Yüzüme baktı ve çocuğum, dedi; bu ay üç ayda olur, ya da hiç olmaz. Gazetenin yeni yazı kısmını hiç kimse okumaz. Herkes sadece eski yazıyı okur. Bir harp bir buhran çıktı mı, inkılap da düşer, demiş idi, Sarayburnu parkında bir gece halka bu inkılabı da haber verdikten sonra yola çıktı. Yer yer dolaştı halka öğretmenlik etti. Sonuçta bir iki sene içinde yeni yazıyla okuyup yazanların sayısı eski yazı ile okuyup yazanları geçti. Sonra dil konusunu ele aldı. Mustafa kemal büyük bir tarihi ve bağımsız bir dili olmadan bir milletin büyük olmayacağını bilirdi. Türk dil kurumunu dil konusu, dilin işlenmesi ile görevlendirdi. Eskiden Türkçe hiç yeni bir kelime, yeni bir terim türetemezdik. Geçmişin gelenek ve görenekleri içinde dağılış ve batış kaderine boyun eğen Türklük bu inkılaplarla gelecek zamanlara doğru kanat açmaya başlıyordu.

 

 

Bir hanımın, hiçbir yerde erkeğin solunda oturmaması gerekir. Otomobilde de bu kural aynıdır. Şayet otomobili şoför kullanıyorsa araba sahibi arkada, direksiyonun arkasına düşen yere değil; önü açık, boş kalan yerin hizasına oturur. Yemekli vagonda, bayanlar trenin gidiş yönüne yüzleri dönük olarak otururlar. İki hanın yan yana oturur. Bayan tekse pencere kenarında oturur. iki arkadaş karşı karşıya otururlar. Yapamayacağınız bir şeyi yaparım demeyin; vaade bulunmayın. Önemli ya da önemsiz, eğer bir söz vermişseniz, sözünüzü mutlaka tutun. Yaşamın daha anlamlı olması için, görgü kuralları insanlara yardımcı olur. Görgü kurallarına uymak, aşırı kibarlık veya çıtkırıldımlık değildir. Uzun bir zaman süresince oluşan bu kurallar, denemelerin sonucudur. Görgü kuralları memleketten memlekete farklılıklar gösterebilir. Ancak hepsindeki öz aynıdır. Bu da yasamayı daha kolay ve topluma uyumlu duruma getirmek ve insan sevgisi yaratmaktır. Kuralları; görüp, yaşayıp, okuyup öğreniriz.

 

 

İlk çağlarda trampa ekonomisine bir göze atarsak büro çalışmaları denecek bir etkinliğin söz konusu olmadığını, ticaretin Pazar denilen yerlerde bizzat yetiştiriciler tarafından bir malla başka bir malın değiştirilmesi suretiyle yapıldığı görülür. Kapalı ev ekonomisinde de aynı durum vardır. Yanlış olarak insanlar aza kanaat etmeye şartlandırılmıştır. Herkes kendi yağı ile kavrulmayı, başkalarının ürettiği mallara ihtiyaç duymayarak yaşamayı düşünmektedir. Böylece işlerin bürolardan idaresine dolayısıyla da büro etkinliklerine hiç lüzum duyulmadığı açıktır. Fakat dünya nüfusunun artması ve toplum halinde yaşayan insanların birbirlerine muhtaç olduklarını anlamaları sonucunda ticaret, pazarların tekelinde kalmaktan kurtulmuş ve dükkanlar ticarethaneler doğmuştur. Devletlerin ve izlenen politikaların da bu gelişmede rolü büyük olmuştur. Çalışma hayatı ve ticaret kişisel olmaktan kurtularak karmaşık bir hal almış, gelişen ve genişleyen işlerin birçok insan tarafından yapılması gerektiği anlaşılmıştır. Bir işte çalışan çok sayıda insanın gelişi güzelliği bırakarak organize edilmiş guruplar halinde ve büro denilen kapalı yerlerde daha da verimli çalışabilecekleri fikri de bu tarihi gelişimin bir sonucu olmuştur. Bugün modern toplumların büro çalışmaları ise her gecen gün gelişmekte, çalışanı yormadan en yüksek verimi elde etmek için gereken bazı tedbirler tam olarak alınmaya çalışılmaktadır. Bu arada büroların hızla makineleşmekte oldukları görülmektedir.

 

 

Bir ailenin fertleri birbirlerini sevip sayarlar. Bir konuda anlaşamazlar ise birbirlerini kırmadan konuşup anlaşmazlığı giderirler. Millet dediğimiz topluluk da büyük bir aileye benzer. Bu büyük ailenin fertleri sayılan vatandaşlar da birbirlerini severler sayarlar. İnsanların aynı fikirde ve inançta olmaları düşünülemez istenemez. Amma vatandaşlar milletin refahı ve mutluluğu, Türklüğün yüceltilmesi vatanın bütünlüğü gibi ana amaçlarda milli birlik ruhu içinde oldukları için diğer ayrılıklar düşmanlık nedeni olamaz. Bütün milletlerde, aynı şekilde, medeniyet ailesinin fertleri gibidir. Her milletin örfü, adetleri, dini ve dili farklı olabilir. Ancak mutlu ve güvenli yaşama isteği yönünden milletler arasında bir fark yoktur. Milletler de çıkabilecek anlaşmazlıkları birbirlerine saldırmadan ve düşman olmadan halledebilirler. Eğer insanlık yönünden düşünülür ise harbin galibi veya mağlubu olmaz; Kaybeden insanlık olur. Bu nedenle yurtta ve dünyada sulh istiyor sulhun korunması için çaba gösteriyoruz. Bütün milletlerin de yurtta sulh cihanda sulh ilkesine uygun olarak hareket etmeleri halinde, bunun insanlığın ve medeniyetin refahı ve ilerlemesine etkili olacağına inancımızı daima koruyoruz.

 

 

Okuyucuya önem verme ve ona yardım etmeye çalışma nezaket kuralının temelidir. Nezaket yazının hem dilinde ve hem de okuyacak olana karşı alınan tavırda olmalıdır. Okuyucu kendisine yardımcı olma isteğinde bulunduğumuzu, mektubun biçeminde yani üslubundan hissetmelidir. Okuyucuya zaman ve emek kaybettirmemek de bir nezaket kuralıdır. Sattığımız bir malın, gönderildiğini bildiren bir mektup yazıyorsak, bunun alıcının eline ne zaman geçebileceğini bildirmemiz okuyucuyu düşündüğümüzü gösterir. Yakında malı alacaksınız demek yerine; beş gün sonra, ayın dördünde gibi, daha yararlı bilgi vermek de karşımızdakini düşündüğümüzü, ona nazik davrandığımızı ortaya koyar. Bir neden bildirmek açıklama yapmak da okuyucuyu önemsediğimizi belli edecektir. Eğer istenilen mal ya da hizmet bizde üretilmiyorsa, nerede bulabileceğini belirtmek de uygun olur. Nezaket, iyi ilişkilerin kurulmasına, kurulmuş ilişkilerin devamına yardım eder. Gerek istediğinde; lütfen, özür dilerim, teşekkür ederiz ve kutlarız gibi kelimeler yani nazik bir dil kullanılması da iyi ilişkiler için yardımcıdır. Nazik yumuşak bir dille yazılmış ve okuyucuyu ön planda tutan ona yardım etmeyi amaçlayan bir mektup nezaket kurallarına uygun olarak yazılmış demektir.

 

Büyük küçüğe kadın erkeğe el uzatır. Büyük ya da kadın el uzatmazsa karşısındaki kendiliğinden el uzatmamalıdır. Tanışmalarda tebessüm edilir. Bir ziyafet sofrasında bir hanım, eğer tanımadığı bir erkeğin yanına düşerse ismini vermeden onunla konuşur. Erkek isim verirse kendisi de ismini söyleyebilir. Yolda veya bir taşıtta selamlaştığınız bir kimseyi yanınızda bulunana takdim etmeyiniz. Sokakta rastladığınız bir tanıdık ile konuşurken beraber yürüdüğünüz bir şahıs var ise onun sizden birkaç adım ötede beklemesi uygundur. Kadınla yürüyen bir erkek yanındakinden izin alıp durmazsa karşıdan gelen yalnız erkek kesinlikle durmamalıdır. Erkek kadını sağına alarak yürür. Sağ taraf tehlikeli ise kadın sola alır. Bazı yerlerde sigara içilmemelidir. Hasta ve çocuk yanında yatak odasında kapalı yerlerde büyüğün huzurunda cenaze töreninde misafir karşılarken ya da misafir gidilen yere girilirken asansörde ve ibadet yerlerinde yolda bir bayanla yüründüğü ya da konuşulduğu zaman erkek de sigara içemez. Bir hanımın sokakta sigara içmesi yakışık almaz. Genç bir erkek akraba olsun yabancı olsun şapka çıkarmadan genç bir bayana selam veremez. Şapkasını çıkaran ayrıca başını eğerek selam vermez. Toplu yerlerde çiklet çiğnenmez. Tiyatroda koltukta oturanların önünden geçip yerinizi almaya giderken; yüzünüzün ve vücudunuzun sahneye dönük olması gerekir. Yani sırtınız geçtiğiniz sırada oturanlara dönük olarak dar yolu geçip yerinize oturmuş oluyorsunuz.

 

 

 

Medeniyet yolunda başarı yenileşmeye ve yenileşme isteğine bağlıdır sosyal hayatta olsun ekonomik hayatta olsun ilim ve fen sahasında olsun başarılı olmak için biricik Olgunlaşma ilerleme yolu budur hayat ve yaşayışa hakim olan hükümlerin de zamanla değişmesi gelişmesi yenileşmesi zorunlu olmaktadır medeniyetin yarattığı arzular fennin harikaları cihanı değişiklikten değişikliğe koşturduğu sürüklediği bir devirde asırlık eskimiş köhne zihniyetlerle geçmiş düşkünlükle varlığın muhafazası mümkün değildir medeniyetten söz ederken şunu kesinlikle söylemeliyim ki medeniyetin esası ilerleme ve kuvvetin temeli aile hayatındadır bu hayatta fenalık mutlaka sosyal ekonomik siyasal düşkünlüğe neden olur aileyi teşkil eden kadın ve erkek unsurlarının tabi haklarına malik olmaları aile görevlerini idareye istekli yetenekli bulunmaları icap eder artık duramayız mutlaka ileri gideceğiz çünkü gitmeye mecburuz millet açıkça bilmelidir medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona kayıtsız olanları yakar mahveder içinde olduğumuz medeniyet ailesindeki layık olduğumuz yeri bulacağız bu yeri koruyacağız ve yükselteceğiz refah da mutluluk da insanlık da bundandır biz bu batı medeniyetini taklitçilik yapalım diye almıyoruz onda iyi olarak gördüklerimizi kendi bünyemize uygun bulunduğumuzdan dünya medeniyet düzeyi içinde benimsemiş olmaktayız

 

 

Konuşma, yazışma ve duyguları anlatma aracı dildir. Bir milletin dili, anlatım yönünden zengin, fertlerin birbirlerin kolaylıkla anlayabilecekleri kadar sadeyse o milletin fertleri arasında milli bağ da o derecede kuvvetli olur. Bir milletin yaşama tarzı olan kültür de ancak zengin bir dil ile ilerler, yayılır. Birbirinin konuştuğunu tam olarak anlayan ve duygularını da aynı dille paylaşın fertlerin meydana getirdiği toplumlar birlik içinde olurlar. Birlik içinde olan toplumlar kuvvetli olacaklarından dirlik içinde olurlar ve bağımsızlıklarını korurlar. Yabancı kelimelerden arındırılmış, eski yeni ikiliğinden ve zıtlığından kurtarılmış, herkesin anlayabileceği, milletin benimseyeceği bir dil, milli duyguların kuvvetlenmesini sağlar. Türk dili şuurla işlendiği takdirde ilmin ve fennin gelişmelerine uyum saylayabilecek bir yapıya sahiptir. Yeryüzünde kültür ve kelime alış verişinden dolayı, içinde hiçbir yabancı unsur taşımayan arı dil bulunmasa da sağlık durumu tam olan her dil, kendisini yabancı saldırıya karşı korur; çünkü dili yapan insan değildir; insana milli özelliğini veren dildir.

 

 

Kış, “ her yanına yerleşebilmek için rüzgarlarını poyraz, yıldız poyraz, mystro, dradumana, gün doğusu, batı karayel, karayel şeklinde seferber ettiği zaman; öteki yakada yaz daha henüz pılını pırtısını toplamamış, oldukça mahzun göçmen gibi bir kenara oturmuştur. Gitmekle gitmemek arasında sallanır bir halde, elinde pasaport, çıkınında da üç beş altın bekleyen bu güzel yüzlü taze göçmen kızını benden başka bu adada seven hemen hiç kimse yoktur, diyebilirim. Övünmek için değil. Artık herkesin yeni başlayacak olan altı yedi aylık soğuk hayata kendini şimdiden hem alıştırmak ve hem de hazırlamak için bir şeyler yapmaya çalıştığı bu tür günlerde ben; tembelliğim hep kaçanı kovalayan huyumla yazın, o taze göçmenin peşine düşmüş, onu yakalamaya çalışmışımdır. Nerede yakalar isem orada kucaklaydı veririm onu. Kimi bir çamın gölgesinde durgun ve güneşsizdir. Kimi ise çimenlikte bütün eski heybetiyle daha yeni başlamıştır. Daha yazın parça parça, liyme liyme, bohça bohça eşyalarıyla gitmek için fazla telaş etmediği o yakada hiç ev yoktur. Yalnız bir tek kır kahvesi vardır. Bu kır kahvesinin tahta masaları üstünde karıncalar gezer, sinekler kahve fincanının etrafına bir iner bir çıkar. Etrafta sesler artık kesilmiştir.

 

 

 

Dil kişinin duygularını açıklamasını, diğer kişilerle yakınlaşıp bağlantı kurmasını sağlar. Bütün milletleri var, eden onların sürekliliğini sağlayan son derece önemli unsurlardan biri de dildir. Dil bir medeniyet olayıdır. Ancak bir medeniyetin kurduğu dil, başka bir medeniyetin düşündüklerini söyleyemez; söylemeye de yetmez. Kaderciliğin hâkim olduğu en hayati olaylarla din buyruklarının içice bulunduğu ve tenkitçi düşünceye de yer vermeyen bir medeniyetten uzaklaşılmıştır. Bunun yerine din ile devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı, hür ve ilmi düşünme imkanlarının bulunduğu, tenkitçi düşünceyle yeniliklere sürekli açık olan bir medeniyete geçilmiştir. Türk milleti ülkesinin yüksek bağımsızlığını korunmasını bildiği gibi dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtararak medeni dünyadaki yerini almıştır. Milletimiz dil bütünlüğünü sağlayamamış olsaydı cumhuriyetimizin sürekliliği de tehlikeye düşebilirdi. Dilin milli ve zengin olması milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili dillerin en gelişmişlerinden ve en zenginlerindendir. Artık konuşurken ve yazarken kullandığımız dil ortaktır. Bu ortaklık her an her yerde ve her şekilde anlaşabilmemizi ve okuyup yazmada güçlük çekmememizi de sağlanmıştır. Dilimiz gelişmiştir ve gelişecektir.

Yazı başlıkları veya yazı içinde geçen bazı kelimeler dikkati çekmek için aralıklı yazılabilir aralık yazılan kelimeler arasında üz ara bırakmak yani aralık çubuğuna üç kere vurmak gerekir aralıklı yazılacak kelime metin içinde geçiyorsa kendisinden önce ve sonra ikişer kez aralık çubuğuna vurulur yani aralıksız yazılan son kelimeden sonra iki ara verilip aralıklı kısım yazılır bu kısım bitince de yine iki kere aralık çubuğuna vurulup normal yazıya devam edilir aralıklı olan kelimedeki harf sayısına bu sayının bir eksiğini ekleyip bunu kaz vuruşluk yer kaplayacağını bulmak kabildir birden fazla kelime aralıklı olarak yazılacaksa kelime aralarındaki boşluklar da bir harf gibi hesaba katılır aralıklı yazılan başlık ise ve geri tuşu metodu ile ortalama yapılacaksa başlıktaki her bir harf için geri tuşuna basılır ancak başlığın en son harfi için geri tuşuna basılır ancak başlığın en son harfi için geri tuşuna basılmaz bu süratle başlık kağıda ortalanmış olur.

Bir yazıyı çizgi veya sıra noktalar üzerine yatay olarak da denk getirmek gerekir harfler çizgiye fazlaca yakın olursa alt kısımlar rahat okunmaz uygun hizalamak için silindirin gevşetilip kâğıdın aşağı yukarı kaydırılması gerekir silindirin gevşetilmesi için silindir gevşetme düğmesi ya da mandalı kullanılır bazı makinelerde mandal yerine satır aralığını sıfır a getiren düzen vardır makineden çıkmış bir kâğıdı tekrar makineye takıp düzeltme yapmak gerekebilir böyle bir hizalamayı kart tutacaklarının üst kısmından veya t şeklinde olan işaretlerden yararlanıp yapabiliriz şeridin üst kenarı da hizalamada yardımcı olabilir dikey olarak da harfi tam yerine oturtmak yani sağdaki veya soldaki harfin üzerine bindirmemek için harf kılavuzundan yararlanıp hizalarız dikey hizalama için geri tuşuna yeteri kadar basarak parmağımıza çekmeden düzeltmeyi yaparız kâğıt gevşetme mandalını açıp kağıdı sağa sola yukarı aşağı oynatmak suretiyle de uygun yazış noktası bulunabilir düzeltmeyi yapmadan evvel şerit düzenini beyaza getirir ve sonra tuşa vururuz eğer harf tam yerine oturuyor ise siyah a getirip tekrar yazarız

 

Bir yazıyı daktilo ile yazdıktan sonra makineden çıkarmadan önce baştan sona kadar yeniden ve dikkatlice okumak gerekir yazıyı kağıt makinedeyken okumayıp da makineden çıkardıktan sonra okur isek bulunacak yanlışı düzeltmek zor olur çünkü satır düzeyini ve harflerin yerini tutturmak oyalayıcı zaman yitirici bir işlemdir yanlışları bulmak da dikkat ister yanlışları bulmak için okumada kağıt sol elle üst kısmında tutulur ve sağ elde de kurşun kalen bulunur yazıyı yavaş şekilde ve kurşun kalemin ucu kelimelerin harflerine değecek imiş gibi yakın tutarık okumak gerekir bu şekilde yani kelimenin harfleri okuduğunda yanlışlar kolay kolay gözden kaçırılmaz gözden kaçmış düzeltilmemiş bir yanlış okuyanı olumsuz yönde etkiler bize veya kuruyuşumuza zararlı olur amire imza için götürülen yazıdaki yanlış için sekreterin hiçbir özrü kabul edilemez yanlışı zamanında görüp düzeltmek bir görevdir çalışanlarda aranan en önemli niteliklerden biri de sorumluluk duygusudur yanlışları görmek ve düzeltmek her yazıyı kusursuz göndermek de sorumluluğun bir gereğidir bu konudaki dikkat sekreterin başarısını sağlar.

 

 

Türk dilinin özündeki zengin hazinenin gün ışığına çıkarılması, bütün Türk milletinin başta gelen milli görevlerindendir. Bu görevi gerçekleştirme yolunda ilk adımları Türk dil kurumunun kurulması ve dil kurultaylarının düzenlenmesiyle atan Atatürk, Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli olmasını vurgulamış. Dil konusunun herkesi ilgilendirmesi gereken bir devlet meselesi olduğuna dikkati çekmiştir. Atatürkçülük te Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli güzel bir hale getirmeliyiz. Türk dilinin kendi benliğine kavuşması, zenginliklerinin ortaya çıkarılması ve sadeleştirilmesi yolunda devletin öncülüğünde başta Türk dilini en iyi kullanması gereken aydınlar olmak üzere her türlü yayın araçlarıyla çaba gösterilmesi gerekmektedir. Dil konusunda bilinçli çalışmalar yapılarak Türk dilinin yabancı dillerin etkisinden kurtarılması, dilde var olan zenginliklerin araştırılarak ortaya çıkarılması milli bilinç ve kültürel bağımsızlık açısından zorunludur.

 

Şimdi öğleden sonra saat dört. İkinci gazze muharebesinin üçüncü ve son gününü bitirmek üzereyiz. Düşman son hücuma kalkacak. On birinci bölük, siperinde günü telaşsız geçirdi. Sonra düşmanın en şiddetli hücumlarını püskürttü. Barut ve demirden kürelerin müthiş bir patlayışı var. Ansızın geniş bir saha kalın dumana boğulur, güneşin ziyası söner; sonra açılan dumanın altında düşman dalgalarının boşluğu görülür; düzgün kıtalar sendelerler ve telaş gösterirler. Bir bomba siperin önündeki toprağa düştü. Ve yanlış toz kalktı. Bir er fırlayıp bombayı omzuna aldı ve düşmanın bir saniye kesilmeyen ateşi altında siperine döndü. Bu sefer bomba hakiki hedefini de buldu. Tarih böyle kahramanların ismini yazmaz; fakat Gazze muharebesinin son gününü görenler on birinci bölüğün ismini unutmazlar. Bir çok kıtamız sonradan aynı siperde çarpıştı. Amma hepsi siperi on birinci bölük siperi ve küçük tepeyi bomba tepesi diye andılar. Haziranın en ziyade sıcak günündeyiz. Düşman mermilerinden bazıları ölçülecek. Nefere emrettim ve nefer hiç tereddütsüz siperden çıktı, topçu ateşi ve makineli ateşi altında; kocaman yirmi dörtlük bir gemi topu mermisini kazması ile çıkardı.

 

 

Nasrettin hoca, yedi asırdan beri dünyaya gülen o koca adam. ona her yerde bir beşik ve her devirde bir mezar gösterilir. Amma o bunlardan hangisinde sallandı büyüdü? Bu gün de nerede yattığını Allah bilir. Bizim bir bildiğimiz, bir duyduğumuz var o bu gün bir kolu doğuda, bir kolu batıda ve ruhu ebedilikle bir başlatır. O bu dünya durdukça duracaktır. Bu ne sihirdir, ne keramet; ne de şöyle bir el çubukluğu marifet. Nasrettin hocayı bu ölmezliğe eriştiren gülen yüzü, tatlı dilidir. Biri gönlün yaylası, biri de yaylanın güneşidir. Zaten adam dediğin ya yüzünden belli olur ya sözünden. Kötü adan acı soğan sözlü ve kara bulut yüzlüdür. Bu kara gülmezlerin yüzlerinden düşen yüz parçaya bölünür. Saya yağı ile yağlar, çakır dikenli dağlar. Halbuki iyi adam tatlı dilli güler yüzlüdür. Bu güleç yüzlü adamların yüzlerinden nur mu dedin nur akar. dillerinde de bal mı bal damlar. Hele de hocanın ne gözünde bir karartı vardır ne de yüzünde bir morartı; alnının ortası bile güleç ve şendir. İlle de dili alimallah kaymak çalıverir balın üzerine. Gayrı onun sözüne, sohbetine, dediklerine doyulur mu? Hanları hanümanları cümle alemi ağzına baktırır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Onunda huyu bu dobra konuşmak. Bir laf dilinin ucuna geldi mi öyle vezir vüzera gibi yut gitsin etmez. Lakin parmağım gözüne kör kadı hesabı değil, şöyle tam yerine ve dengine getirir ve taşı da gediğine öylesine güzelce oturtuverir.

 

 

 

Masanız sallanmaz durumda olsun akşamları makinenizi örtün makineniz güneş ve radyatör ısısından uzak bir yerde olsun makinenizi kaldırmanız bir yere taşımanız gerekirse şaryosunu ortalayın ve sonra makineyi arka kısmından kaldırın makine arka kısmından şasinin alt ve yanlarından tutulmak suretiyle kaldırılıp taşınır hiçbir zaman da ön taraftan tutarak makineyi taşımayın yazarken tuşlar takılırsa bunları eğmeden kurtarın makine üzerine ağırlık koymayın makinede kağıt takılmış durumda değilken tuşlara vurmayın yani silindire yazmayın kağıdı çıkartırken mutlaka kağıt gevşetme mandalını açın olmadığına makaraların dönüp dönmediğine bakın fazla eskimeden şeritleri değiştirin bir tornavidanız olsun bazen vidaların gevşetilmesi mümkündür vidaları düşüp kaybolmadan sıkıştırınız makinenin bozulduğunu basit bulup bu durumu idare etmeye çalışmayın hemen bir tamirciye başvurun makinenizi sevin onu iyi koruyun

Özlü olabilmesi için kısa yazılan mektuplarda bazen önemli bir hususun unutulduğu olur. Mektupta bütün bilgiler tam olarak verilmelidir. Bu bilgiler kısa, fakat tam olarak yazılmalıdır. Bazı kez alınan bir siparişte noksan hususlar bulunabilir. Yazar siparişi verenin bu eksikliğini, onun neyi istemiş olabileceğini çıkarmaya çalışarak giderebilmeli ve gereğini ona göre yerine getirilmelidir. Bize gelen mektup tamam olsun olmasın, bizim mektubumuz eksiksiz olmalıdır. Aldığımız bir sipariş mektubunda kaç beygirlik güçte motor istenildiği belirtmemiş olabilir. Eğer birçok motor var ise biz o alıcı için uygun olduğunu sandığımız motor ile ilgili bilgi verebiliriz. Özlü yazmaya çalışmakla beraber okuyucunun istediği ya da istenmesi muhtemel olan hususları eksiksiz yazmalıyız. Açık olarak belirtmemekte yarar görülen biri durum yoksa bütün gerekli detayları bildirmeliyiz. Bunlar fiyat, gönderme tarihi, ödeme tarihi gibi konular olabilir. Gerekli özel bilgileri vererek şüpheli nokta bırakmayarak okuyucuyu memnun etmek amacını gütmeliyiz. Kusursuz insan olamaz; fakat kusursuz mektup olur. Noksansız yazma; özenen özenli olan insanların hayat tarzının kağıttaki izdüşümüdür.

Atatürk gençliğin aşkı ve elden tutucusu idi.en genç yaşta bakanlar onun devrinde iktidara geldiler.bir gençte yetişme kabiliyeti görünce onu bu vatanda kendi kadar büyütmek için bütün imkanlarını kullanırdı bütün ümidi gençlikte idi nutkunun sonunda türk cumhuriyetini gençliğe emanet etmiştir son zamanlarda Hatay davası onun başlıca derdi idi. O yüzden uyumaz hasta hasta uzun yolculuklara çıkar milleti harbe sokmaksızın yabancılar elindeki bu Türk toprağını vatanına katmak isterdi. Bir akşam umumi yerde rastladığı Fransız büyük elçisine yine bu meseleyi açmıştı. Bir ara beni üzüyorsun dedi Türkçe söylemişti salanda bu sözü duyan bir genç ayağa kalkarak Atatürk sen üzülme arkanda biz varız diye bağırdı. Atatürk başını sesin geldiği yana çevirdi. yüzünde bir sevgi açılışı vardı gözlerini gence ve arkadaşlarına dikerek biliyorum çocuğum bunu bildiğim için böyle konuşuyorum dedi bir geçit töreninde cumhuriyet okullarından yetişen gençleri gördükten sonra o akşam sofrada düşebileceği tehlikeden bahsedenlere Mustafa kemaller yirmi yaşındandır demişti o her gençte kendini görürdü

Şunlar birer yanlış kabul edilebilir. Bir harf yerine başka bir harf yazmak harf atlamak kelime bitişik veya ayrı fazla harf ya da harfler yazmak veya tümüyle atlamak bir kısmı yanlış olan kelimeyi yarıda bırakıp yeniden aynı kelimeyi yazmak soru işareti virgül nokta gibi işaretlerden sonra ara vermemek kelimeler arasında ara vermemek gereksiz ara vermek büyük harflerin satır üzerinde çıkması harflerin çok silik olması birbiri üstüne binmiş olması veya birbirine fazla yaklaşmış harfler küçük harf olacak yerde büyük harf yazmak büyük harf yazacağı yerde küçük harf yazmak bir satırı tümüyle atlamak bir satırı iki kez yazmak iki kelimenin veya iki harfin yerini değiştirmek iki satırı yer değiştirerek yazmak bir satırdan diğerine kelime aktarmak kesme çizgisini koymamak yakıştırmayla benzer bir kelime yazmak yanlışın üzerine doğrusunu vurmak gerektiği halde kol atmamak şaryoyu fazla hızlı ya da çok yavaş atıp sol marjdan dışa doğru çıkmak yahut da içe doğru girintili yazmak.

 

 

 

 

Barışı korumak kolay bir iş değildir. Bunun için milletler arasında dayanışma gerekir. Bu nedenle devletler birbirleri ile anlaşmalar paktlar yapmaktadırlar. Ancak bu anlaşmalar da hiçbir zaman saldırgan amaçlı olmamalıdır. Barışı bozmak isteyenleri bundan vazgeçirmek için kuvvetli olmak ve birlik içinde bulunmak gerekir. Diğer milletlerin haklarına toprak bütünlüklerine saygılı olmak ve onlardan da aynı saygıyı beklemek şartıyla vatanımızın güvenliğini koruyacak tedbirleri almak ve sulh için harbe hazır olmak prensibini güdüyoruz. Halen dünyada her yıl açlıktan ölen pek çok insanın bulunduğunu görüyoruz. Geri kalmış milletlere kalkınma çabalarında yardımcı olarak; refahı açlık ve baskının yerine geçirmek lazımdır. Devletler vatandaşlarını birbirlerine karşı olduğu kadar diğer milletlere karşı da açgözlülük ve kıskançlık göstermeyecek, kin tutmayacak ve duymayacak şekilde eğitilmelidirler. Tarihteki olayları ve geçmiş kavgaları alevlendirip düşmanlık tohumları ekmemek gerekir. Türk milleti insanlığın düşmanı olanların dışında hiç kimsenin düşmanı değildir.

 

Osmanlı devletinin pek kısa zamanda nasıl olup da o kadar büyüdüğünü ve cihanın en büyük imparatorluklarından biri durumuna geldiğini şu hikaye en güzel şekilde açıklar. Devletin ilk kuruluş senelerinde bir gün tosun ismindeki küçük bir çocuk akşamüstü evine dönerken kırda tek başına kalıp meleyen bir kuzu görür. Kuzuyu kucaklayıp eve getirir. Anası kendisine ait olmayan bir malı alan oğlunu azarlar ve sabah olur olmaz kuzuyu götürüp sahibine teslim etmesini ister. Çocuk ben kuzuyu çalmadım; başıboş buldum sahibini nasıl bulayım derse dinletemez. Faziletli Türk anası kuzuyu kucaklayıp çevredeki mandıraları dolaşırsın der. Annesi olan koyun yavrusundan uzak kaldığı için mutlaka acı acı melemektedir. Sen de nerede böyle bir ses duyarsan yavruyu gösterirsin. Eğer annesi ise onu yalamaya bu da ona sokulmaya başlarsa sende o zaman bırakır gelirsin. Küçük tosun kan ter içinde dolaşıp öğleye doğru Rum tekfurunun konağının önünde duyduğu meleme sesiyle kuzunun anasını bulur. Birbirine kavuşan ana ile yavrunun bu mesut buluşma ve koklaşmalarını seyredip ayrılır. O sırada tekfur çocuğu izlemektedir. Bu millette kadını ile çocuğu ve çocuğuyla bu kadar fazilet bu kadar mertlik ve dürüstlük varken şüphesiz ki eninde sonunda bütün bu topraklara sahip olmaları haklarıdır diye düşünür ve birkaç gün sonra Osman beyle kucaklaşarak onun hizmetine severek girer.

 

Okullar sadece bilgi aktaran, ilim veren kuruluşlar olamazlar. İnsanlığa hürmet, millet ve memleket sevgisi, şerefli ve bağımsız yaşama isteği de okulda öğretilir. Bilgili ve feyizli olarak yetişen gençler, bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman, onu kurtarmak için takip edilmesi uygun olan doğru yolu da okulda öğrenirler. Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların da aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları lazımdır. Bunu sağlayan okuldur. Ancak böylece her türlü teşebbüsün mantıklı sonuçlara ulaşması, başarıya erişilmesi mümkün olur. Rehberimizin daima müspet ilim ve teknik olması lazımdır. Memleketi ilim, kültür, ekonomi ve imar sahasında yükseltmek, milletimizin kabiliyetini geliştirmek ve gelecek nesillere; sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek gerekir. Bu da öğretmenle öğrencinin bilgiyi, doğruyu aramada, bulmada aynı arzu ve heyecanı duymalarıyla sağlanır. Milletimiz çok büyük fedakarlıklarla bağımsızlığını kazanarak bu cumhuriyet idaresini kurdu. Cumhuriyet; disiplin, çalışkanlık, doğruluk, fikir ve vicdan hürriyeti, hakimiyetin kayıtsız şartsız millete olması gibi prensipler üzerine kuruludur. Eğitim sayesinde de fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli insanlar yetiştirilebilir. Ancak böyle yetişmiş insanlardır ki fazilet rejimi olan cumhuriyet hürriyeti koruyabilirler.

 

 

 

 

 

Dünya işleri ile din işlerini birbirine karıştırmak dönen dünyayı durdurmaya kalkışmak demektir. Dünya döner durmaz. Onun üzerinde yaşayıp da duran milletler ise yürüyenlerin ve ilerleyenlerin kölesi olurlar. Laik düşünce benimsenmeden ve laiklik gerçek anlamıyla uygulanmadan gerçek insan olmaya ileri toplum olmaya çağdaş devlet olmaya imkan yoktu. Türk inkılabında laiklik sosyal hayatı kökten değiştiren, toplumun bütün kurumlarına dini yönden bağımsızlık kazandırmayı amaç edinen bir hareket olmuştur. Medeni milletler önünde saygınlık kazanmak isteyen Türk milletinin çocuklarına vereceği eğitimi mektep ve medrese namında birbirinden büsbütün başka iki çeşit kuruluşa teslim etmeye katlanabilir miyiz? Eğitim ve öğretim birleştirilmedikçe; aynı fikirde ve aynı zihniyette kişilerden meydana gelecek bir millet yaratmaya imkan aramak; olmayacak şeylerle abesle uğraşmak olmaz mı? Çağdışı bir eğitim düzeni olan medrese eğitiminin değiştirilip eğitimimizin laik ve ilerici esaslara göre kurulması da Cumhuriyeti başarıya götüren bir yol olmuştur. Türk milletini kalkınmış duruma getirmek onu sağlam bir bünyeye kavuşturmak eğitim ve öğretime çok önem verilmesine bağlıdır. İşte bu nedenle eğitim ve öğretimin birleştirilmesi okul-medrese ikiliğinin kaldırılması laikliğin eğitime uygulanması demektir. Büyük meselemiz en medeni ve en mutlu bir millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil düşüncelerinde de temelli inkılap yapan Türk milletinin dinamik bir ülküsüdür.

 

Daktilo silgileri sert kurşun kalem silgileri de yumuşak silgilerdir üstteki kağıt için sert silgi yani daktilo silgisi kullanılır alt kopyalar yani karbonlu kopyalar için yumuşak silgi kullanmak da mümkündür şerit çok yeni ise üst sayfada bulunan yanlış da önce yumuşak silgiyle silinerek boyası alınır sonra daktilo silgisi ile silinir silmeden önce şaryo tam sağa ve ya tam sola alınmalıdır bunun için serbest tuşuna basmak gerekli olabilir bazı makinelerde şaryoyu tam sola almak için serbest tuşuna basmaya gerek yoktur şaryoyu tam sağa ve ya sola alarak silgi kırıntılarının makinenin içine dökülmesini önleriz kolay düzgün silebilmek için silindiri birkaç diş yukarıya doğru çevirmek gerekir yanlış kağıdın orta kısmında ise silindir silgi tablasına kadar döndürülür kağıt silgiler ilk sayfaları silmek için kullanılır kağıt silgi şeritle makinedeki kağıt kullanılır kağıt silgi şeritle makinedeki kağıt arasına getirilip yanlışın üzerine yine aynı harf vurulur ve böylece o harf beyaza boyanmış olacağı için yanlış düzeltmeye hazır duruma gelmiş olur doğru harfe vurulur bazı makinelerde de otomatik silme düzeni olduğundan ayrıca silgi kullanılmaz

Dünya mağduru olan kimsede dindarlık arama. Çünkü kendini gören Allah’ı göremez. Makam ve mevki elde etmek istersen kimseye hakaret etme ve hakir göz ile bakma. Akıllı kişi büyüklüğün ve yüksekliğin kibirle elde edileceğini aklında geçirmez. Eğer halk senin huyunu beğeniyorsa bundan daha yüce ve şerefli bir rütbe olamaz. Birisi gelip sana kibir taslarsa sen onu büyük görebilir misin? O kişiye büyük diye bakabilir misin? Yüksek bir yere eriştiğin zaman akıllı isen düşkünlere gülme. Çünkü nice nice makam sahibinin düştüğü ve o hakir gördüğün düşkünlerin onların yerine geçtiği hayatta çok görülmüştür. Farz edelim ki bir kusurun yok temiz bir adamsın. Bana kusurlu olduğum için kötü gözle bakıp hakaret etmeye aşağılamaya kalkışma.

Tarih dersinde Atatürk dersini anlatıp bitirmiş olan öğrenciye çocuğum yalnız bir şeyi söylemeyi unuttun; Türk milletini kim kurtardı diye sordu. Öğrenci de atamız kurtardı paşam diye cevap verdi. Atatürk bu cevabı kabul etmedi. Hayır, çocuğum Türk milletini kendi kanı kurtardı dedi. Atatürk Galatasaray lisesinin sınıf içi sınavında öğrencilerden birisine Nil olmasaydı mısır ne olurdu? Diye sordu. Öğrenci çabuk cevap vermek için birden boş bulunarak heyecanla ve yüksek sesle: hapı yutardı… Dedi. Bu cevap Atatürk ün hoşuna gitti. Atatürkün gerekli görmesi üzerine köy okutma davasını ele alan bir köy komisyonu kuruluyor. Uzun müzakereler arasında içinden çıkılmaz bir konunun karşısındayız. Bütün köylerde birer okul açılması kolay fakat bu kadar okula öğretmeni bulmak zor. Buna karşı aramızda çavuşlardan askeri görev yapar gibi köy öğretmenliğiyle mükellef bir kadroyu kurslar açarak yetiştirmek tezini savunanlar çok. Nihayet mesele Atatürk e arz ediliyor. Atatürk konu ile ilgili rapora şöyle yazıyor: Köy öğretmenliği üniversite profesörlüğünden daha güç ve mühim bir iştir. Bu kadar ciddi bir konuyu böyle hafif tedbirlerle çözümlemeye çalışmanız yanlış olacaktır.

 

Tarih milletlerin yükselme ve gerileme sebeplerini ararken; birçok siyasi, askeri, toplumsal sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok ki bütün bu sebepler toplumsal olaylarda etkindirler. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, gerilemesiyle ilgili ve bağlantılı olan milletin ekonomisidir. Tarihin ve tecrübenin tespit ettiği bu gerçek bizim milli hayatımızda ve milli tarihimizde de tamamıyla meydana çıkmıştır. Gerçekten Türk tarihi incelenirse bütün yükselme ve gerileme sebeplerinin bir ekonomi meselesinden başka bir şey olmadığını anlaşılır. Tarihimizi dolduran bunca başarılar, zaferler yahut mağlubiyetler, çöküşler ve felaketler bunların hepsi meydana geldikleri devirlerdeki ekonomik durumuzla ilgili ve bağlantılıdır. Yeni Türkiye’mizi layık olduğu seviyeye yükseltebilmek için mutlaka ekonomimize birince derecede önem vermek mecburiyetindeyiz. Çünkü zamanımız tamamen ekonomi devresinden başka bir şey değildir.

Karbonlu yazıları silinirken kopyaların kirlenmesi için silgi kartı kullanılabilin bu kartlar kağıttan ve ya ince kartondan kesilir silgi kartı karton kağıdın parlak yüzü ile başlıklı kağıdın bir altındaki kopyanın arasına konulur önce başlıklı kağıttaki yanlış silinir karbonla birlikte öne doğru çekilerek bir alttaki kopya da silinir yerinde duran silgi kartı elimizin karbona sürünerek kirlenmesini önler eğer kopya birden fazla ise üstteki kağıt silindikten sonda silgi kartı alınarak üçüncü kopya için konur ikinci kopya da silinmeye başlanır silme işlemi bitince düzeltme yapılır karbon kağıtları yeni ise yumuşak silgi ile silinebilir gerekirse arkasından da daktilo silgisi ile tekrar silinmelidir. Silgi kartı olarak kalın karton kullanılırsa bu kartın karbonun yüzüne değil de arkasına yani boyasız yüzüne konulması gerekir başlıklı kağıt silindikten sonra karton alınıp bir alttaki karbonun sırtına konur sonra destenin ikinci kağıdındaki yanlış silinir.

Bir çizelgeyi dikey olarak ortalamak için bu çizelgenin kaç satırlık yer kaplayacağı bulunur bu da satır sayısına boşlukların satır sayısı eklenerek bulunur sayı kağıdın aldığı satır sayısından çıkartılır kalan üst ve alt marjlara paylaştırılır boşlukları satır cinsinden hesaplamak için atılan kol sayısının bir eksiğini almak gerekir marjlara paylaştırmak için kalan tek sayı ise üstten bir satır az bırakılmalıdır üst kısımda fazla boşluk kalırsa çizelge aşağı doğru kaymış olursa zikrin gözükür dikey ortalamalarda bir iki santimlik kayma kabul edilir bir çizelgeyi yatay olarak ortalamak için her sütunun en uzun satırındaki vuruş sayısı eklenir böylece cetvelin yatay olarak kaplayacağı yer belirlenmemiş olur kağıdın arlığı vuruş sayısında bulunan bu sayı çıkartılır kalan da marjlar için paylaştırılır artan tek sayı ise soldan bir vuruş fazla boşluk bırakılır ilk sütun için sol marj mandalı kullanılır diğerleri için tabülatör durağı yapılır sağ ve solda kalan marjlarda bir iki santim kadar kayma hesap hatası olabilir sütün başlıklarının altı iki şekilde çizilebilir sadece başlığın altı çizilir diğer şekilde ise sütunun en uzun satırı kadar çizgi çizilip başlık ortalanır.

Karbonlu yazıları kağıt destesi aşağıda açıklanan usulle de hazırlanabilir kağıtlar karbonsuz olarak makineye bir kaz dişli boşu takılır en alt kısımda bulunan kağıt elle yukarı doğru kaldırıldıktan sonra önüne karbon konulur karbonun parlak yüzü daktilografa doğru olmalıdır sonra bir üstteki kağıdın önüne karbon konulur tüm karbonlar yerleştirildikten sonra silindir çevrilir bu şekilde takıldığında destede kayma olmaz karbonların çaprazlama iki ucu kesik olur yazı bitince bu kesik yerdeki boşluktan tutulur ve karbon destesi alttan çekilir böylece bütün karbonlar bir çırpıda çıkarılmış olur karbonların uçları kesik değilse deste hazırlanırken bunlar biraz aşağıya doğru konulur üstte kalan bu boşluk karbonların tulum halinde kağıtlardan ayrılmasını kolaylaştırır önce kağıtların sonra karbonların takılması metodunda ise bu boşluk kendiliğinden oluşur üst boşluk takma sırasında kağıt kaymasını da önler deste çok sıkı tutulursa karbonların boyası parmakların altındaki kısımda iz şeklinde çıkarabilir deste makineye takılırken buruşabilir silindirin ilk çevrilişinden sonra görülen bu durumu önlemek için kağıt gevşetme mandalı açılır ve kapatılır

  1. casmin diyor ki:

    bütün metinleri yazmışınız maşallah

  2. Zeynep diyor ki:

    evet ya hangisini seçip çalışabiliriz


Facebook RSS